ShareThis

5 Temmuz 2012 Perşembe

Niş Pazardan Ana Pazara: Biyoplastikler


Plastik sektörü Türkiye’nin hızlı büyüyen dinamik sektörlerinden biri. PAGEV’in istatistiklerine göre son iki yılda sırasıyla %17,8 ve %10’luk bir büyüme rakamına sahip sektör, işleme kapasitesi açısından da Avrupa’nın devlerine yetişmiş durumda. Rakamlar pozitif bir görüntü yaratmakta; fakat diğer tarafta sektördeki sınırlı Ar-Ge’nin yetenekleri kısıtladığı gerçeği yer alıyor. Küresel trendler açısından bu pozisyon değerlendirildiğinde, özellikle biyoplastik alanında yaşanan gelişmeler, sektör için fırsat ve tehditleri aynı anda barındırıyor!

Plastiği vazgeçilmez kılan özellik nedir diye sorsak şüphesiz herkes ‘dayanıklılığı’ cevabını verecektir. Fakat bu dayanıklılığı sağlayan moleküler bileşim ayrışmayı da güçleştirdiği için çevresel tehdit ile yüzleşmekteyiz. Biyoplastik teknolojisini ön plana çıkaran da bu çevresel tehdide karşı gitgide artan bilinç düzeyi. Petrolden bağımsız ve uygun şartlarda kısa sürede çözünebilen plastikleri kim istemez ki?

Biyoplastiklerin polimer yapıları ile ilgili ayrıntılara sektörün uzmanları aşinadır şüphesiz. Fakat yine de merak edenler varsa bu bağlantıdan kompakt bir izlenim edinilebilir. İlgili biyopolimerler mevcut sentetik polimerlerle üretilen plastiklerin %85’ini ikame etme kapasitesine sahip. Yani biyoplastikler, sahip oldukları teknoloji avantajı ile sektörün neredeyse tamamını ele geçirebilecek durumdadır.

Teknolojik altyapının getirdiği güç ile biyoplastik pazarı Avrupa için yaklaşık %20’lik bir yıllık büyüme yakalamış durumda. Bu yüksek büyüme rakamının arkasında tüketicilerde çevre bilincinin artışı, iklim değişikliğine bağlı üst düzey politika değişikliği, fosil materyallerdeki fiyat dalgalanmaları gibi farklı rüzgarlar esmektedir. Hans van der Pol’ün 2011 yılındaki çalışmasından alınan aşağıdaki tablo, biyo-yapılı kimyasallar pazarının %600’e yakın bir büyümeye ulaşacağını öngörmekte. Farklı çalışmalarda daha şiddetli büyüme öngörüleri de mevcut. Örneğin BCC Research’ün pazar araştırmasına göre 2011’de 0.85 milyon metrik ton olan biyoplastik kullanımı 2016’da, %34,3 yılık büyüme oranı ile 3.7 milyon metrik tona yükselecek.

Kimyasal Pazar Projeksiyonu (milyar €)

Tüm bu projeksiyonların en güvendikleri kaynak küresel markaların biyoplastik kullanımına ağırlık vereceklerini bilmeleri. İsim vermek gerekirse Coca-Cola, Ford Motor, Nike, Procter&Gamble, Pepsi, Toyota, Heinz, Danone gibi firmalar biyoplastik kullanımına başlamış durumdalar. Çevre dostu imajının kuvvetli çekim gücü, marka konumlandırmalarını doğrudan etkilediği için biyoplastikleri çekici hale getiriyor. Özellikle ambalaj sektöründe tüketici ile doğrudan temas kurulabildiği için, amblemler aracılığı ile istenilen mesaj kolaylıkla iletilebiliyor. Aşağıdaki iki amblem sırasıyla Amerika ve Avrupa’da biyolojik olarak parçalanabilen ürünler için kullanılıyor. Ayrıca Avrupa Birliği’nde EN-13432 numarasıyla bir standart oluşturulmuş durumda.

Toparlamak gerekirse; biyoplastiklerle ilgili olarak bir ivme yakalanmış durumda. Her ne kadar sentetik polimerlerin tahtını yıkacak bir hızdan bahsedilemese de bir dönüşüm söz konusu. Yazının başlığına taşıdığım ‘From Niche to Mainstream’ mottosu bu dönüşümü özetler nitelikte. Özellikle küresel üretim politikalarını peşlerinden sürükleyen sektör devlerinin biyoplastik konusuna gösterdiği özen, biyoplastiklerin takibini sektör açısından zorunlu kılıyor. 



0 yorum: